Metrobüs Meydan Muharebesi


Şehir içi toplu taşıma araçlarının yaşadığımız şehir ve insanları hakkında çok ciddi bilgiler verdiğini bir kez daha anladığım  yolculuk maratonummetrobüs esnasında beni geren olaylarla sıkça karşılaştım. Artık bu olaylardan etkilenmemek için 45 dakikalık nispeten uzun, İstanbul için kısa metrobüs yolculuğum boyunca müzik dinlemeyi, bir kaç yazı okumayı ve dışarının keşmekeşini izlemeyi tercih ediyorum.

Dünya değişiyor, insanlar değişiyor, bununla beraber  şehirlerin organik, kültürel yapıları değişiyor ve eskisinden çok farklı bir kimliğe bürünüyor. İzlenimler değişimin olumlu yönünün değil olumsuz yönünün daha ağır bastığını gösteriyor. Şehirlerin sahip olduğu kültür kısa bir sürede de oluşabilir, İstanbul gibi 2-3 bin yıllık hatta daha eski bir geçmişe de sahip olabilir. Şehirlerin sahip olduğu yaş ve kültür insanlar üzerindeki etki düzeylerinin de belirleyicisi oluyor bir nevi. Şehirler, sakini olmayı kabul eden insanları kültürler, onları kendine  uydurur. Ama İstanbul’un gücü bile 20 yılda 6 milyon yeni üyeyi kültürlemeye yetmiyor. Dünya’nın belki de en melez şehri yeni sakinlerine kendi kültürünü kabul ettirmekte güçlük çekerken yeni gelenlerin kültürü de bu inatçı şehre kendini kabul ettiremiyor ama teslim de olmuyor. Sonuçta ortaya hastalıklı ve de yozlaşmış bir kültür çıkıyor. 

Amacım benim için ölü bir zamanı temsil eden yolculuğumu bir kaç yazı okuyarak daha anlamlı hale getirmekti. saygıAyaktaydım, ayakta kalmanın verdiği rahatsızlık oturmaktan daha az olduğu için, insanların bakışlarından daha az nasiplenmek için. Oturabileceğim o değerli koltuğu muhtemelen bir büyüğüme veya bir bayana yer vereceğim  ilk duraktan önce daha iyi bir ayak üstü yer bulabilmek için. Bu yüzden hiç kimseyi rakip görmüyordum duraktaki.  İnsanların üzerindeki stresi o sırada beklerken bile çok rahat görebiliyordum. Hepsi oturabilecekleri bir yerin derdinde. Bu kadar küçük bir amaç doğrultusunda bile stresli, endişeli ve hırçın.

Okuduğum hariç her şeye çok kolay bir şekilde yoğunlaşan dikkatim yolculuğun daha başında ilk durakta otobüse binen bir bayın yüksek sesli telefon görüşmesiyle dağıldı. Çok kısa bir süre içerisinde ilgili şahsın babasıyla olan ilişki düzeyine, yakın geleceği hakkındaki önemli bilgilere, eğitim ve iş durumu hatta maddi düzeyi hakkındaki bilgilere istemeden sahip oldum. Bu bilgileri normal şartlarda bu kadar ucuza elde edemezsiniz. Bu istem dışı bilgilendirmeyi kesen çok kibar bir hakaret sözcüğü oldu: “Saygısız adam”. Tartışma büyümedi. Hayret!  Telefon kapandı, neden mi? Haksız taraf haksızlığını kabul ettiği için ve tabi ki gelen tepkinin yanlışlığını ve kabalığına herhangi bir karşılık vermediği için. TARTISMABu olayın üstünden daha 10 dakika geçmemişti ki yaşlı bir adamın otobüse binmesinin hemen ardından, ona yer verilmesi husunda ki görüşlerini bir bayan  sert bir biçimde iletti. Gözüne ilk genç yaştaki kişiyi kestirip “lütfen yer verir misiniz amcaya? Görmüyor musunuz  ayakta zor duruyor. Zaten insanlarda büyüklere hiç saygı kalmadı” şeklinde veryansın etti. Genç şaşkındı çünkü yanında eşi vardı ve onunla sohbet ediyordu ayrıca benim kanımca amcayı hiç görmemişti. Genç yerini amcaya vermiş ve utanmıştı, uyaran bayandaki tavırlar gösteriyordu ki kendi kendine çıkardığı savaşı kazandığı için daha gururluydu.  Belki de o yer kendine verilmemişti ama orada artık onun istediği kişi oturmaktaydı.  Ve artık bunlar yeter derken otobüse iniş – biniş kargaşası içersinde inenleri bekleyen bir bay ve beklemeyen bir bayan arasında:  Önce inenleri bekleyin aceleniz ne hanımefendi tavsiyesi ve ardından bayanın itişine tepki olarak gösterilen kakış karşılığını çok tanıdık bir hakaretle aldı: “Geri zekalı “!  Olayın daha da büyümemesi yorgunluk ve bıkkınlıkla alakalıydı sanki.

Şimdi kafam soru işaretleriyle dolu. Daha önce yaşadığım fakat beni hiç bu kadar karamsarlığa itmemiş olayları artık daha bir ciddiyetle ele alıyorum. Anlıyorum ki yaşananlar gelip geçici bir öfke, bir tesadüf değil. İnsanlar büyük kalabalıklar halinde değil bireysel olarak İstanbul’un en işlek vasıtasının içersin de savaş halinde. Kendime soruyorum: Nasıl olur da kısacık bir metrobüs yolculuğu bu kadar çatışmayı bir arada yaşamaya kadir olur? Nasıl olur da insanlar en sivri silahlarını bu kadar kolay kınından çıkartıp karşısındakine hakaret edebilir? Saygı, hoşgörü, yardımseverlik nitelikleriyle övünen bir toplum nasıl olur da bu niteliklerin hiç birine zerre kadar sahip olmaz hale gelir?

Bulduğum cevapların hepsi başlı başına birer yazı ve tartışma konusu:

Kültür şoku, eğitimsizlik, stres, İstanbul’daki yolcu taşıma sistemi, eziklik psikolojisi, düşük yaşam standardı…

, , , , , , ,

  1. #1 by Züleyha on 27 Ekim 2009, Salı - 02:04

    Sevgili arkadaşım, bu yazında bahsetmiş olduğun İstanbul halkının toplum içerisindeki hal ve hareketleri aslında birçoğumuzun dikkat etmediği ya da önemsemek istemediği fakat biraz eşelendiğinde büyük çaptaki sorunları gün yüzüne çıkarabilecek derecede önemli bir husustur.
    Türk toplumu sonderece hoşgörülü, vefakar, çalışkan, yardım sever … daha saymakla bitiremeyeceğim kadar yüksek değerlere sahip bir toplumdu. Toplumdu diyorum çünkü bu yazdığım değerleri gerçek anlamda yaşayabilenler bu toplumda artık azınlıkta.
    Türk toplumunun bu değerleri kaybedip, yozlaşmasındaki başlıca sebeplerden biri: gelenek ve göreneklerimizin, kültürümüzün yozlaşması; bizi biz yapan değerlerin küçümsenmesi hatta tabiri caizse enayilik olarak görülmesi değil midir?
    Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; dost dostun kuyusunu kazıyor, küçük bir iyilik yapsan bu davranışın altında menfi sebepler aranıyor, insanlar birbirlerine gülümsemeyi yağcılık olarak görüyor, bu devirde babana bile güvenmeyeceksin deniyor… daha neler neler… Biz bumuyduk? Gelenek göreneklerimizde bunlar mı vardı? Bizi birbirimize bağlayan ne varsa birerbirer yerini karartılara bıraktı. Toplum olarak birbirimizden kopmuş, yalnızlığın pençesine doğru gidiyoruz…
    İşte bir metrobüs yolculuğunda tanık olunan insan davranışlarının altından çıkarılabilecek bu tablo, kişiyi ister istemez karamsarlığa sürüklemesinde ne yapsın?
    Böyle önemli bir gözlemi bizlerle paylaşıp, bizleri düşünmeye yönlendiren Özhan arkadaşımıza teşekkür ediyorum.

  2. #2 by yasemin on 18 Şubat 2010, Perşembe - 16:20

    Senin böyle bir tarafının da olduğunu bilmiyordum. Çok yönlü olman ne kadar hoş. Devamını dilerim. takip edeceğim.

(yayınlanmayacak)