Türkçe’deki “kişilik” kelimesinin İngilizce karşılığı “personality”. “Personality” kelimesinin kökü Latince “persona” yani ”maske”. “Persona” ise “pars” yani “rol” kelimesinden geliyor. Bir hocamın söylediği gibi kişiliğimiz değişken, farklı mekanlar ve zamanlarda sahip olduğumuz farklı maskeleri, yani kişiliği ve rol kabiliyetimizi kullanıyoruz. Farklı sosyal çevreler farklı tutum ve davranışları sergilememizi zorunlu kılabiliyor. Sosyal çevremiz genişledikçe, “ya beğenmezlerse” korkusuyla yalın halimizle o çevrelerde bulunmak, çıplak bir halde kostüm balosuna katılmak halini alıyor bir müddetten sonra. Kafamızı kuma sokmak misali maskelere başvuruyoruz yüzümüzü örtmek için. Bulunduğumuz ortamda rahatsız olabiliyoruz kendimiz olmaktan. Genişleyen sosyal çevreyle o kadar çok maskemiz oluyor ki, bazılarının varlığından bizim bile haberimiz olmuyor, ya da bir gün kullanmak üzere unutuyoruz bir köşede. Zaman geçtikçe maskesiz insan içine çıkamaz oluyoruz. Farklı kişiliklerde yaşamak, rol yapmak rutin haline geliyor. Rolümüzü o kadar iyi oynuyoruz, kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, bazen o maskenin altındaki kişiliğin gerçekliğini sorguluyoruz. Kimimiz kendimizi kaybediyoruz. Aynalarda bile göremiyoruz gerçek benliğimizi. Gerçekte nasıl olduğumuzu, neye benzediğimizi unutuyoruz. Ağlamalarımız, gülmelerimiz sahteleşiyor. Seviniyoruz belki de kızdıklarımıza. Pamuk ipliğine bağlı öz güvenimizi hapsediyoruz maskelerin içine ya da öz güven saçıyor o tahtadan maskeler. Sanki ufak bir yangında yanıp kül olmayacakmışçasına. Vahametin farkına vardığımızda ise onlara ihtiyaç duymadığımız yerler arıyoruz . Kurtulmak istiyoruz bu illetten. Atmak, savurmak, kaçmak istiyoruz varlıklarından. Rahat rahat nefes almak istiyoruz. Ağırlığını taşımadan yaşamak, rüzgarı, güneşi hissetmek istiyoruz tenimizde. Kendimiz gibi doya doya gülmek istiyoruz. Ağladığımız görülsün, teselli eden olsun istiyoruz yanımızda. İşte o zaman bizleri sadece biz olduğumuz için seven, bizi olduğumuz gibi kabul eden insanlara ihtiyaç duyuyoruz. Yorgun bedenlerimizi dinlendireceğimiz, rol yapmadan, yorulmadan sığınabileceğimiz limanlara ihtiyaç duyuyoruz. Tamamen yalın, çıplak dolaşmak istiyoruz yanlarında. Bunu başarsak, bir müddet o maskelerden kurtulsak ta o insanların yanında, kanımıza bir kez girdikten sonra tamamen kurtulamıyoruz bu illetten. Yanlarından ayrılır ayrılmaz hatta onların yanındayken bile korkabiliyoruz, tekrar cebimizden çıkarıp maskemizi takıyor ve rolümüzü başlıyoruz. Stresli bir günün ardından içilen ilk sigarının verdiği rahatlık kaplıyor bedenimizi. O zaman anlıyoruz ki doğduğumuz anda konmuş bu maskeler cebimize. Kurtulmak ya ölmek, ya da yeniden doğmak demek aslında.

Sosyal Ağlar